Kayıtlar

Ocak 11, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR KİTAP İKİ İNCELEME

Resim
 Üç insan, tek hayat. İnsanın dününün bugününe nasıl etki ettiği ve bugününün yarınını nasıl şekillendirdiğini anlatan bir roman. Olayların bir zaman çizgisinde anlatılmaması okurun heyecanını diri tutuyor. Ve yazarın olayları birbirine bağlama şekli de ayrı bir edebiyat zevki katıyor. Kartal, tren istasyonu vb. ögelerin üç hikayede de yer tutması, üç hikayenin tahmin edilmesi güç yerlerden birbirine bağlı olması yazarın yeteneğini gösteriyor bence. Kitaptan öğrendiğim ve hissettiğim şeyse sevginin gücü oldu aslında. Sevgi görmeyen çocuklar-ki burda bir şiddetin varlığı değil sevginin yokluğu söz konusu- eğer sevgi görselerdi hayatları nasıl olurdu diye sordum. Bir babanın çocuğunun yanına uzanmasının -bakın onunla ilgilenmesi değil bedenen yanında bulunmasının- bir çocuk için ne kadar değerli olduğunu okuyoruz kitapta. Yüreğim sızladı. Bir şeyin var olmaması ne kadar acıysa var olanın gösterilmemesi de bir o kadar acı. Ve bu gösterilmeyen sevgi, nesiller boyu devam ediyor. Çünkü ...

ÜZERİNE DÜŞÜNDÜĞÜM BİR KİTABIN BİRAZ KISA OLAN İNCELEMESİ

Resim
 Her şeyin anlamsız geldiği, bu anlamsızlığın içinde anlam arayan insanların bir muharrir üzerinden anlatılışını okuyoruz. Sıkışmışlığın insanı nasıl boğduğunu gözler önüne seriyor Peyami Safa. Muharririn ruhunun derinliklerinde geleneklere bağlı olduğunu ama aklıyla hareket ettiğinde bu geleneklerin ruha iyi gelmeyen taraflarını silip atmak istediğini, sildiği kısımları modernliğin yapıcılığıyla tamir etmek istediğini görüyoruz. Ama bir de içinden gelen karşı koyamadığı bir his var ki, ne ruhunun özlemini dinliyor ne de aklının kendisi ve insanlar için en uygun gördüğü yaşam biçimini uygulamasına izin veriyor. Bu his, düşününce, konfor alanı olarak adlandırılabilir gibi geliyor. Ne Mualla’ya içtenlikle evlenme teklif edebiliyor ne de Vildan’a evlenecek gözle bakabiliyor. Kendine ait bir hayatı var. kendine ait bir çalışma düzeni, arkadaş ortamı, eğlence anlayışı var. Hayatına bir başkasının sorumluluğu eklendiğinde yaşayacağı tereddütler onu korkutuyor ve bu tereddütlerden sıyrıla...

EDEBİYATI HİSSETMEK

Resim
  Bir grup toplanmış, çember şeklinde oturmuşlar gaz lambaları odayı aydınlatıyor. Soba sıcaklığında çaylar yudumlanırken kelimelerin ahengi kulakları okşuyor. Lafı bir biri alıyor, bir diğeri. Kimse kızmıyor buna. Aksine bu dağınıklık o kadar bağlantılı ki birbirine o uğultular bir ninni melodisine dönüşüyor sohbetin sonunda. Yaklaşık 1975-2000 arasında yaşananlar hakkında biraz bilgi sahibi olmayı gerektiren bir kitap Köken. Balkan coğrafyasında yaşananlar ana konu. Yazar ülkesinde yaşadıklarını, topraklarını terk etmek zorunda kalışlarını, mülteci olarak gittikleri Almanya’yı zamansal bir sıralama olmadan anlatıyor. 2010’lu yıllarda -yanlış hatırlamıyorsam- ailesini anlatıyor. Bu kitabı yazma sürecinden bahsediyor. Babaannesi için toprak ne demek, vatan onda nasıl yankılanıyor bunları görüyoruz. Köken; bir kimlik arayışı, nereye ait olduğunun arayışı. Babaannesi ve dedesinin köyü(atalarının mezarlarının olduğu yer), doğduğu yer, göç ettiği Almanya, annesi bir Boşnak, babası Sla...

AZIKSIZ ÇIKILMAZ YOLA - AKADEMİK GELİŞİM 1

Resim
  Yürümeyi düşlediğimde adım atmadan önce emeklemem gerektiğini fark etmemin üzerinden çok geçmemişti ki bir de nasıl emekleneceğ ini öğrenmem gerektiğini fark ettim. Etrafımı gozlemekle, tecrübe sahibi insanları dinlemekle ise baslayabilirdim mesela. Tek seferde dinleyemezdim herkesi ama her şeyin adım adım olmasi gerektiğini -zaman zaman unutsam da- biliyordum. Zihnimde çizdiğim yol haritasını somutlastirma zamanıydı. Önümdeki ilk durak yazılarım. Kendime verdiğim her hafta bir yazı sözü aksıyor. Böyle olması çok normal çünkü ben kendimi beslemiyorum. Kitap okumalarım, blog yazısı okumalarım azaldı.Tamam, üstüne dusmedigim için sorumlusu benim ama yeniden deneyebilirim. Gelişmek, üretmek istiyorsam benden öncekiler ne yapmışlar ona bakmaliyim. Kitap okuma rutinlerimi yeniden düzene sokmak ilk hedefim olmalı Iki günde bir yapabilirsen her gün bir blog yazısı okumak ve üzerine çalışmak ikinci hedefim. Bir de nasıl yapacağımı bilmediğim sözlük okumasını eklemeliyim listeme. Bu yol...

OTOBÜS

Resim
  Halk otobüsü bir hayli kalabalıktı. Otobüse sonradan binenler ayakta yolculuk etmekteyken ilk binenler oturmaktaydı. O koltuklardan birinde rahat oturamayan biri vardı. Bütün vücudu, her otobüse binişinde olduğu gib i, kasılmıştı. Bir eli ağrıyan karnının üstünde belli belirsiz daireler çiziyordu. Gözleri; sürekli otobüsü yokluyor, boş koltuk var mı diye bakıyor, pencereden dışarıyı izleyerek hangi durakların dolu, hangilerinin boş olduğunu görmeye çalışıyordu. Yolu bir hayli uzundu ve sık sık bu şekilde yolculuk yapmak onu bir hayli yıpratıyordu. Onun gibi yolu bir iki saati aşan bazı yolcular, uyumaktaydı. Az sonra inecek olanlar ise durağını kaçırmamak için pürdikkat beklemedeydi. İşte içlerinden biri “dur” düğmesine bastı. Otobüs durunca başka kişiler de indi. Boşalan koltuklar anında doldu. O da ne? Korktuğu olmuştu. Yaşlı bir amca binmekteydi otobüse. Elinde çantası vardı. Yaşı büyüktü. Ayakta durmakta zorlanıyordu. Evet, bu amcaya yerini verebilirdi. Amca binince otobüs h...

IŞIK

Susmuyor, diyorum. Kafamı duvarlara vurmak istiyorum seslerden kurtulmak için. Yerdeyim, kıvranıyorum. Ellerim başımı tutuyor. Başımdaysa o duruyor. Usulca bekliyor, hiçbir şey sormuyor. Sadece dinliyor. Dokunmuyor, o acıyı yaşamama izin veriyor. Ben olsam çoktan kaldırmıştım kendimi oradan. Annem gibi teselli etmemiştim. Susmam için hırpalamıştım belki de. Sürükleyerek uzaklara kaçırmıştım. Sonra geçmişti sancılar. Ve ben değil geri dönmek, göz ucuyla bile arkama bakmaktan kaçınır olmuştum. Ama dedim ya, şimdi o vardı. Bana duygularım olmasının doğal olduğunu söylemişti ve onları yaşamama izin vermemi. Şimdi de öyle oluyordu. Hala tam olarak hissedemiyordum ama kaçmıyordum da. İyileşiyordum sanırım. “Herhangi bir şeye odaklandığım zaman dikkatimin dağılmasından nefret ediyorum. Bu; beş yıllık kariyer planım da olabilir, bulaşık yıkamak da. Her şey muntazam olmalı, tüm şartlar tam olmalı ve ben işlerimi büyük bir iç huzuruyla yapmalıyım. Buna benzer bir sözü var Peyami Safa’nın. Yazı y...

ANLAR ŞEKİLLENDİRİR İNSANI

  İnsanların birbiri üzerinedeki etkisi hakkında düşündüm bugün. Kimi zaman bir bakışın insanın travması olabildiğini kimi zaman bir sözün onun yüreğinde kuşlar uçarabildiğini bilmek ürpertiyor beni. belki de ben çok anlam yüklüyorumdur ayrıntılara. Bir bakış, bir kelime, bir hareket… Ya da yapılmayanlar. Sorulan bazı sorular nasıl can acıtıyorsa bazı soruların da sorulmasını beklemiyor mu insan? Bazen iletişim kurmak için insanlardan çok fazla şey istiyormuşum gibi geliyor. Ama işetişim istemektir diyorlar. Hem istemek hem vermek. İstemek, kimi zaman hakkım olanı dahi istemek zor geldiği için hep veren olabiliyorum ve bu da yoruyor. Yorulunca da iletişim denilen karmaşa beni kendinden uzaklaştırıyor. Beni en çok korkutan ise çok çabuk etkilenmem. Aslında kendimi gözden çıkardım. Korkum etkilenmem değilde etkilemem. Ya da belki kendim yaralanmışımdır, o acıyı bilirim ve o acıyı başkalarına yaşatmaktan, bunun sebebi olmaktan korkuyorumdur. Kulağa korkunç gelmiyor mu? Bir insanın öm...

Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair

  https://youtu.be/ANBOTYHYKpY?si=l0HHpW2lGSmDHh3j   ``Telgrafın tellerini kurşunlamalı’’ Öyle değildi bu türkü bilirim Bir de içime -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen- Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen Haberler bilirim mektuplar bilirim. Gamdan dağlar kurmalıyım Kayaları kelimeler olan Kırk ikindi saymalıyım Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından Baştan ayağa ıslanmalıyım Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. İçimde kaynayan bir mahşer var Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde Ya da çamaşır sererken bahçelerinde Birden alıverirler kara haberini Okul dönüşü bir trafik kazasında Can veren oğullarının. Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin Beton apartmanların sağır duvarlarını y...

MESCİD-İ AKSA

  Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnımı koydum Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu Gözlerim yollarda bekler dururum Nerde kardeşlerim diyordu bir ses İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin Unuttu mu bunu acaba herkes Burak dolanırdı yörelerimde Mi’raca yol veren hız üssü idim Bellidir kutsallığım şehir ismimden Her yana nur saçan bir kürsü idim Hani o günler ki binlerce mü’min Tek yürek halinde bana koşardı Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine Cevaba erişen dualar vardı Şimdi kimsecikler varmaz yanıma Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Götür müslümana selam diyordu Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyordu Mehmet Akif İnan

UNUTTUK MU?

Resim
  Bir şeyler bilmemek dokunuyor. Bilmediğinden vurulmaksa yüzüne acı acı çarpıyor. Yazar diyor ki; oraları bize unutturmaya çalışıyorlar. Bu sinsi oyunları bozmanın tek yolu bilmekten geçiyor. (Sayfa 8) Bir tarih yolculuğuna götürüyor yazar sizi. Kudüs tarihini Hz. İbrahim(a.s.) zamanından bugüne ele alıyor. Kimlerin eline geçti, el değiştirdiğinde ne gibi yaklaşımlarla karşılaştı bu kutsal şehir, Kudüs’te Kubbet’üs-sahra ile Mescid-i Aksa dışında hangi eserler var… Şehrin köklü bir geçmişi var ve üç semavi din için bir kutsallık taşıyor. Geçmişten günümüze insanların Kudüs’e değer vermesi bundan kaynaklanıyor. O değer verme duygusu o kadar yüksek ki -özellikle de Müslüman devletlerde- yüzlerce eser vakfediyorlar. Medreseler, sebiller, kuyular, mescidler, namazgahlar, zaviyeler… Bunların tekrar tekrar tamiri, yenilenmesi, sağlamlaştırılması… Sonra bu eserlerde yapılan ibadetler okunan Ku’ranlar, yetiştirilen talebeler… Hepsi bir özlem hissettiriyor. Yaşananlar büyük bir yarayken y...

BİRBİRİYLE İLGİLİ İKİ KİTAP HAKKINDA

Resim
  “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab Suresi,21) “Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz.” (Hadis-i Şerif) O’nun(sav) arkadaşlarının gençlerden oluşması, türlü karanlıklar içinde boğulmak üzereyken bir umut ışığı yakıyor yüreğimde. Demek ki yalnız değilmişim dedirtiyor. Çağlar farklı, coğrafyalar farklı nesiller farklı belki ama yol bir. İmtihanlar, dışta farklı belki ama içte aynı. En güz el örneğin parlayan yıldızları yolda olanlara rehberlik ediyor. Nasıl bağlanılır, nelerden nasıl vazgeçilir onlardan öğreniyorum. Onların mücadelesini okumak ve mertebelerini görmek, yaptıkları işlerin yüceliğini hissetmek; kendime sen neredesin diye sorduruyor. Eğer sorguyu uzatırsam “sen bir hiçsin” yargısıyla karşılaşıyorum. Bu da beni eylemsizliğe mahkum ediyor. Mahkum olmayı kim ister? Okudukça şevkim artmalı, üzülsem de onların yolunda olmalıyım. Allah...

YALNIZ OLMADIĞIMI HİSSETTİĞİMDE

Resim
  Her toplum bir metin. İnsanlar harf, bir araya geldikçe olurlar kelime sonra cümle. Sonra halka giderek büyür en son dönüşür metne . Her metnin bir eser olamayacağı bir gerçek. Harflerin, kelimelerin, cümlelerin uyumudur metni esere dönüştüren.  Şimdi ben, ne gökyüzünün altındayım ne de denizin karşısında. Oturuyorum bir sandalyede ve karşımda bir masa. Etrafımda üniversite öğrencileri. Buranın ayrı bir havası var. Herkes ders çalışıyor. Herkes bir harf ve bunun bilincinde olanlar, seslerini en güzel şekilde çıkarmak için çabalıyorlar. Hepimizin görevi ayrı, hepimiz benzer şeyler için çabalıyoruz ve hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Çığlıkların yükseldiği bu çağda bir mücadele var umudum odur ki çığlıklar bir gün susacak ve ben yalnız değilim, elhamdülillah. hira

Rahat olmak, her şeyi bırakmak değilmiş.

   Başa gelen musibetleri anlamaya çalışıyorum. Bir yakınını kaybetmek, hastalık, borcunu ödeyememek, maddi sıkıntılar.... Peki ya, ders materyalimi unutmam?  Her musibet yazılıymış kitapta. Ve Yüce Rabbim bunu şımarmayayım diye açıklamış. (Hadid, 22-23)  Başımı göğe çevirdiğimi hayal ediyorum. Hayal ediyorum çünkü şehir merkezindeyim. Hayır, kaygılı değilim. Sadece düşmekten korkuyorum.  Hiç umursamamakla, aşırı önemsemek arasında kaldım. Ne yana gitsem zarardayım. Bıçak sırtındayım. Sağ salim varabilecek miyim menzile?  Korkuyorum. Rahatım, hiçbir şeyi takmıyorum dedikçe; işler sarpa sarar oldu iyice. Belki de sorumluluklarımda rahat olmalıym. Tabi ya! Kim dedi ki sana, sorumluluklarında rahat ol? Sakin olucaksın, emin adımlarla ilerlemeni sürdüreceksin.  Korkma kızım. Sırtını Allah'a yaslayanda korkuya yer olmamalı. Biliyorum, zor oluyor bazen ve hiçbir sebep olmayabiliyor devam etmek için ama... Ama Allah'ın kendisi değil midir yeterli tek seb...