IŞIK

Susmuyor, diyorum. Kafamı duvarlara vurmak istiyorum seslerden kurtulmak için. Yerdeyim, kıvranıyorum. Ellerim başımı tutuyor. Başımdaysa o duruyor. Usulca bekliyor, hiçbir şey sormuyor. Sadece dinliyor. Dokunmuyor, o acıyı yaşamama izin veriyor. Ben olsam çoktan kaldırmıştım kendimi oradan. Annem gibi teselli etmemiştim. Susmam için hırpalamıştım belki de. Sürükleyerek uzaklara kaçırmıştım. Sonra geçmişti sancılar. Ve ben değil geri dönmek, göz ucuyla bile arkama bakmaktan kaçınır olmuştum. Ama dedim ya, şimdi o vardı. Bana duygularım olmasının doğal olduğunu söylemişti ve onları yaşamama izin vermemi. Şimdi de öyle oluyordu. Hala tam olarak hissedemiyordum ama kaçmıyordum da. İyileşiyordum sanırım. “Herhangi bir şeye odaklandığım zaman dikkatimin dağılmasından nefret ediyorum. Bu; beş yıllık kariyer planım da olabilir, bulaşık yıkamak da. Her şey muntazam olmalı, tüm şartlar tam olmalı ve ben işlerimi büyük bir iç huzuruyla yapmalıyım. Buna benzer bir sözü var Peyami Safa’nın. Yazı yazmak için her şeyin yerli yerinde olmasını isteyeceğimizi ama bunun hiçbir zaman mümkün olmayacağından bahsediyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bunu duyduğumda çok hak vermiştim ama o şartların tam olmasını da çok istiyordum. Çünkü bu tam bir bütünlük. Hiçbir kaygı yok, belirsizlik yok. Tamamen işine odaklanmış bir haldesin. Ama düşünüyorum da fiziksel tüm şartlar tam olsa bile bazen insan, zihnini bile toparlayamıyor.” “Evet çoğu zaman ya da her zaman her şey istediğimiz gibi olmuyor. Kimi zaman çalışma alanımız yetersizken kimi zaman da dediğiniz gibi zihnimizi toparlayamıyoruz ama bir işi yaparken önemli olan onun bütünselliği. Yani tek tek o aşamalarda gösterilen performans değil de o sürecin sonunda varılan nokta. Çünkü onların hepsi bir adım, bir parça. Birleştiklerinde bir yol, bir resim olacaklar ve o yolda yara bere izlerinin, resimde boşlukların olması bütünde bir anlam kaybına sebep olmayacaktır. Belki de onları daha değerli yapacaktır. Çünkü eksiklerine rağmen sonuca ulaşılmış. Ya da nasıl diyelim, bir yerden bir yere varmak için o resmin tamamlanması için bir çaba harcanmış. Yaptığınız işi kimin için yapıyorsanız da tüm bu konuştuklarımızı göz ardı etmeyecektir. Kaldı ki, her şeyden önce emek veren sizsiniz ve emeğinize saygı duyduğunuzda karşı tarafın vereceği tepki olumsuz olursa daha az etkilenirsiniz ve karşı tarafın tepkisini belirleyen şeylerden biri de sizin kendinize olan bakışınızdır. Kendinize güveniniz ölçüsünde size güven duyulacaktır. Aslında sizin kaygılanmanız, işinize verdiğiniz değeri gösterir. Bu çok kıymetli bir şey. “ “Anladım. Sonuçtan çok süreç önemli. Düşündüm de belki de ben yaptıklarımda bir sonuca varamayacağım. Olumlu anlamda. Ama eğer çabalamış ve kendime güvenmişsem bu karşı tarafa da yansıyacak ve bana karşı takınacağı tavrı etkileyecek.” “Kesinlikle. Sizin kendinize olan bakışınızın başkalarının size bakışında çok büyük bir etkisi var.” “Hiçbir şey hiçbir zaman mükemmel olmayacak. Bunu uygulamaya koymak da zaman alacak ve bunun için de çabalamam gerekecek. Ama bir iş yaparken zihnimin dağılmasını nasıl önleyebilirim bilmiyorum ya da bu mümkün mü?” “Bunun için çeşitli teknikler var. Masa başı veya ona benzer bir iş yapıyorsanız çalışma süresini kısa parçalara bölerek çalışabilirsiniz. Odaklanma başlığı altında pek çok bilgiye internette rastlamak mümkün. Bunun dışında belki içinizde kapanmamış meseleler vardır ve siz çalışırken bir şeyden tetiklenerek gün yüzüne çıkıyordur. Bu da sizin dikkatinizin dağılmasına sebep olabilir.” “Böyle bir durumda ne yapabilirim?” “Geçmişte yaşanmış olayların, herhangi bir anda ortaya çıkması hallolmamış konular olduğunu ve sizin onlardan kaçtığınızı gösterebilir. Burada duygularla yüzleşmek devreye giriyor. Daha önce bu konudan bahsetmiştik. Geçmişten ya da hatıralardan kurtulamayız. Ama onlara karşı olan bakışımızı, bakış açımızı, düşünce biçimimizi değiştirebiliriz. Kimi zaman kendimizi bir başkasının yerine koyarak yaparız bunu, bazen de bazı kabullerle ilerleriz. Onun yaşanması gerekiyordu ve yaşandı gibi. Evet bu sert gelebilir, bu da bir üstünü örtme biçimi gibi görünebilir ancak bunu söyleyemediğimizde senaryolar devam eder ve kendimizi bir girdabın içinde buluruz.” “Hatırlıyorum bunları konuşmuştuk. Ama düşünüyorum da sanırım dikkatimi dağıtan şeyler geçmişten gelmiyor. Birinin yaptığı veya yapmadığı bir şey dikkatimi dağıtabiliyorken bazen de kendimi n’olcak bu dünyanın hali derken bulabiliyorum. Bence bunun sebebi biraz da neyle ilgilendiğimi bilmememden kaynaklanıyor olabilir. Örneğin ders çalışıyorum, bir noktada tıkandığımda ‘ben bunu öğrendiğimde ne olacak, ne değişecek?’ diyebiliyorum. Eğer ben bugün çalıştığım bir konunun, yarın meslek hayatımda bana fayda sağlayacağına inanırsam pes ettiğim zaman umutsuzluğa kapılmak yerine, dinlenir yeniden ayağa kalkarım.” “Bu da olayın farklı bir boyutu. Bu umutsuzluk, insanların söylediklerinden de kaynaklanabilir içten gelen bir başarısızlık korkusundan da kaynaklanabilir. Ama dediğiniz gibi yaptığınız işi ne kadar sahiplenir, öneminin farkına ne kadar varırsanız olumsuzluklardan etkilenmeniz de o kadar azalacaktır.”

Şimdi yürüyorum. Gözyaşlarımın ıslaklığıyla yürüyorum ve bundan utanmıyorum. Ne herkese gösteriyor ne de saklıyorum büsbütün. Kendimleyim. Yaptığımın kıymetini anlamaya çalışıyorum. Ben kimim? sorusu, sen kimsin?e dönüyor. Ben bunu sordukça korkularım azalıyor. Ya yapamazsam, o ne der? demiyorum. Dediğim olmuyor mu oluyor ama artık daha kısa sürede toparlanıyorum. Bunları düşünürken aklıma bir vakitler yaptığım tren yolculuğu geliyor: Cam kenarında giderken o güzeller güzeli manzarayı izliyorum. Birden bir tünele giriyoruz. Işığın olmamasıyla meydana gelen o yansımayla, neredeyse trenin tümünü görmeye başlıyorum. Bu durum çok uzun sürmüyor. Tünelden çıkıyoruz, kimse yok. Çok geçmiyor bir tünel daha ve yine herkes benimle. Güneş ışıkları herkesi görünmez yapıyor sanki. Halbuki ışık sağlamaz mıydı birbirimizi görmemizi? Bazı taşlar biraz daha yerine oturuyor böylece. Işıkla, ışığımla ne kadar ilgilenirsem gözlerim ona alışacak ve ben görmeyeceğim ardında kalanları. Korku da azalacak keder de. Işık… Gel gir gönlüme. Gönlümün kapılarını sana açmak istiyorum sonuna kadar. Korkmuyorum o açık kapıdan herkes girerse diye. Çünkü biliyorum sadece o ışığa alışkın olanlar yürüyebilir yan yana.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rahat olmak, her şeyi bırakmak değilmiş.

Yeni Bir Yol/25 Ağustos 2024

EDEBİYATI HİSSETMEK