Kayıtlar

Hoştur bana Sen'den gelen.

Resim
 Dilruba en azından iki saat yol gideceğimi söylediğinden, mülakat saatinden 6 saat önce ayaktaydım. Henüz sabah namazı vakti girmemişti, teheccüd kıldım. Heyecanımı merkeze alsaydım, çocukken olduğu gibi yine tırnaklarımı yerdim ama çok şükür bu sefer öyle olmadı.  Dilruba'nın evinde konaklayacak olmam işimi kolaylaştırmıştı. Tabi ben kalktığımda o daha kalkmamıştı. Yerimi hazırlarken söylediği "kendi evin gibi kullan." sözünden hareketle kalkınca onu ugandırmamkş, ibadetlerimi bitirince mutfakta bir şeyler hazırlayıp yedim. Çantam ve kıyafetlerim hazırdı. Son bir kez Dilruba'nın tarif ettiği yola bakarak güzergahı gözden geçirdim. Yolun çoğunu toplu taşımayla gidecektim ama yürümem gereken yerler de vardı. Dilruba çalıştığı için benimle gelemeyecekti. Bana evini açtığı için ona çok minnettardım, bu kadarı bile yeterdi benim için. Hem belki ben de seneye evimde ben de ihtiyacı olanlara evimi açardım, borcumu öderdim. Belli mi olurdu?  Çıkmak için hazırlan...

O'nu Hatırlamak

Resim
 Henüz ikindinin okunmasına yarım saat olmasına rağmen ben, bunalmış ve yönümü camiye çevirmiştim. Ağır ağır yürüdüm havuzlu bahçeyi. Saysak, on adım yoktu ama ben hiç bitmesin istedim. O kadar yorgun ve doluydum ki, orada öylece dikilebilirdim. Ancak ne ortam müsaitti ne de ben özgüvenliydim.  Kimse yoktu camide. En azından kadınlar bölümünün boş olduğunu biliyordum. Ayakkabılarımı çıkardım, içeri girdim. Uzun zamandır vermediğim,veremediğim o selamı verdim. Allah'ın selamını.   Üst kata çıktım, her zaman oturduğum o köşeye geçtim. Çantamı yere koydum, dizlerimin üstüne oturdum. Meğer bu anı bekliyormuşum: Kendimi bıraktım. Göğsüme oturan o ağırlığı gözyaşlarımla parçalayacaktım. İçime içime hıçkırdım. Kimsenin olmamasına o kadar seviniyordum ki... Şu anda sadece ikimiz vardık: Ben ve O. Ah bu kaygılar... Cami ağzına kadar dolu da olsa yine ikimiz vardık. Ben burada olmasam da ikimiz yok muyduk? Vardık. Ama camiler hatırlatıyordu; dünya telaşesine kapılan, kaygılar ...

BİR KİTAP İKİ İNCELEME

Resim
 Üç insan, tek hayat. İnsanın dününün bugününe nasıl etki ettiği ve bugününün yarınını nasıl şekillendirdiğini anlatan bir roman. Olayların bir zaman çizgisinde anlatılmaması okurun heyecanını diri tutuyor. Ve yazarın olayları birbirine bağlama şekli de ayrı bir edebiyat zevki katıyor. Kartal, tren istasyonu vb. ögelerin üç hikayede de yer tutması, üç hikayenin tahmin edilmesi güç yerlerden birbirine bağlı olması yazarın yeteneğini gösteriyor bence. Kitaptan öğrendiğim ve hissettiğim şeyse sevginin gücü oldu aslında. Sevgi görmeyen çocuklar-ki burda bir şiddetin varlığı değil sevginin yokluğu söz konusu- eğer sevgi görselerdi hayatları nasıl olurdu diye sordum. Bir babanın çocuğunun yanına uzanmasının -bakın onunla ilgilenmesi değil bedenen yanında bulunmasının- bir çocuk için ne kadar değerli olduğunu okuyoruz kitapta. Yüreğim sızladı. Bir şeyin var olmaması ne kadar acıysa var olanın gösterilmemesi de bir o kadar acı. Ve bu gösterilmeyen sevgi, nesiller boyu devam ediyor. Çünkü ...

ÜZERİNE DÜŞÜNDÜĞÜM BİR KİTABIN BİRAZ KISA OLAN İNCELEMESİ

Resim
 Her şeyin anlamsız geldiği, bu anlamsızlığın içinde anlam arayan insanların bir muharrir üzerinden anlatılışını okuyoruz. Sıkışmışlığın insanı nasıl boğduğunu gözler önüne seriyor Peyami Safa. Muharririn ruhunun derinliklerinde geleneklere bağlı olduğunu ama aklıyla hareket ettiğinde bu geleneklerin ruha iyi gelmeyen taraflarını silip atmak istediğini, sildiği kısımları modernliğin yapıcılığıyla tamir etmek istediğini görüyoruz. Ama bir de içinden gelen karşı koyamadığı bir his var ki, ne ruhunun özlemini dinliyor ne de aklının kendisi ve insanlar için en uygun gördüğü yaşam biçimini uygulamasına izin veriyor. Bu his, düşününce, konfor alanı olarak adlandırılabilir gibi geliyor. Ne Mualla’ya içtenlikle evlenme teklif edebiliyor ne de Vildan’a evlenecek gözle bakabiliyor. Kendine ait bir hayatı var. kendine ait bir çalışma düzeni, arkadaş ortamı, eğlence anlayışı var. Hayatına bir başkasının sorumluluğu eklendiğinde yaşayacağı tereddütler onu korkutuyor ve bu tereddütlerden sıyrıla...

EDEBİYATI HİSSETMEK

Resim
  Bir grup toplanmış, çember şeklinde oturmuşlar gaz lambaları odayı aydınlatıyor. Soba sıcaklığında çaylar yudumlanırken kelimelerin ahengi kulakları okşuyor. Lafı bir biri alıyor, bir diğeri. Kimse kızmıyor buna. Aksine bu dağınıklık o kadar bağlantılı ki birbirine o uğultular bir ninni melodisine dönüşüyor sohbetin sonunda. Yaklaşık 1975-2000 arasında yaşananlar hakkında biraz bilgi sahibi olmayı gerektiren bir kitap Köken. Balkan coğrafyasında yaşananlar ana konu. Yazar ülkesinde yaşadıklarını, topraklarını terk etmek zorunda kalışlarını, mülteci olarak gittikleri Almanya’yı zamansal bir sıralama olmadan anlatıyor. 2010’lu yıllarda -yanlış hatırlamıyorsam- ailesini anlatıyor. Bu kitabı yazma sürecinden bahsediyor. Babaannesi için toprak ne demek, vatan onda nasıl yankılanıyor bunları görüyoruz. Köken; bir kimlik arayışı, nereye ait olduğunun arayışı. Babaannesi ve dedesinin köyü(atalarının mezarlarının olduğu yer), doğduğu yer, göç ettiği Almanya, annesi bir Boşnak, babası Sla...

AZIKSIZ ÇIKILMAZ YOLA - AKADEMİK GELİŞİM 1

Resim
  Yürümeyi düşlediğimde adım atmadan önce emeklemem gerektiğini fark etmemin üzerinden çok geçmemişti ki bir de nasıl emekleneceğ ini öğrenmem gerektiğini fark ettim. Etrafımı gozlemekle, tecrübe sahibi insanları dinlemekle ise baslayabilirdim mesela. Tek seferde dinleyemezdim herkesi ama her şeyin adım adım olmasi gerektiğini -zaman zaman unutsam da- biliyordum. Zihnimde çizdiğim yol haritasını somutlastirma zamanıydı. Önümdeki ilk durak yazılarım. Kendime verdiğim her hafta bir yazı sözü aksıyor. Böyle olması çok normal çünkü ben kendimi beslemiyorum. Kitap okumalarım, blog yazısı okumalarım azaldı.Tamam, üstüne dusmedigim için sorumlusu benim ama yeniden deneyebilirim. Gelişmek, üretmek istiyorsam benden öncekiler ne yapmışlar ona bakmaliyim. Kitap okuma rutinlerimi yeniden düzene sokmak ilk hedefim olmalı Iki günde bir yapabilirsen her gün bir blog yazısı okumak ve üzerine çalışmak ikinci hedefim. Bir de nasıl yapacağımı bilmediğim sözlük okumasını eklemeliyim listeme. Bu yol...

OTOBÜS

Resim
  Halk otobüsü bir hayli kalabalıktı. Otobüse sonradan binenler ayakta yolculuk etmekteyken ilk binenler oturmaktaydı. O koltuklardan birinde rahat oturamayan biri vardı. Bütün vücudu, her otobüse binişinde olduğu gib i, kasılmıştı. Bir eli ağrıyan karnının üstünde belli belirsiz daireler çiziyordu. Gözleri; sürekli otobüsü yokluyor, boş koltuk var mı diye bakıyor, pencereden dışarıyı izleyerek hangi durakların dolu, hangilerinin boş olduğunu görmeye çalışıyordu. Yolu bir hayli uzundu ve sık sık bu şekilde yolculuk yapmak onu bir hayli yıpratıyordu. Onun gibi yolu bir iki saati aşan bazı yolcular, uyumaktaydı. Az sonra inecek olanlar ise durağını kaçırmamak için pürdikkat beklemedeydi. İşte içlerinden biri “dur” düğmesine bastı. Otobüs durunca başka kişiler de indi. Boşalan koltuklar anında doldu. O da ne? Korktuğu olmuştu. Yaşlı bir amca binmekteydi otobüse. Elinde çantası vardı. Yaşı büyüktü. Ayakta durmakta zorlanıyordu. Evet, bu amcaya yerini verebilirdi. Amca binince otobüs h...