ÜZERİNE DÜŞÜNDÜĞÜM BİR KİTABIN BİRAZ KISA OLAN İNCELEMESİ
Her şeyin anlamsız geldiği, bu anlamsızlığın içinde anlam arayan insanların bir muharrir üzerinden anlatılışını okuyoruz. Sıkışmışlığın insanı nasıl boğduğunu gözler önüne seriyor Peyami Safa. Muharririn ruhunun derinliklerinde geleneklere bağlı olduğunu ama aklıyla hareket ettiğinde bu geleneklerin ruha iyi gelmeyen taraflarını silip atmak istediğini, sildiği kısımları modernliğin yapıcılığıyla tamir etmek istediğini görüyoruz. Ama bir de içinden gelen karşı koyamadığı bir his var ki, ne ruhunun özlemini dinliyor ne de aklının kendisi ve insanlar için en uygun gördüğü yaşam biçimini uygulamasına izin veriyor. Bu his, düşününce, konfor alanı olarak adlandırılabilir gibi geliyor. Ne Mualla’ya içtenlikle evlenme teklif edebiliyor ne de Vildan’a evlenecek gözle bakabiliyor. Kendine ait bir hayatı var. kendine ait bir çalışma düzeni, arkadaş ortamı, eğlence anlayışı var. Hayatına bir başkasının sorumluluğu eklendiğinde yaşayacağı tereddütler onu korkutuyor ve bu tereddütlerden sıyrılamıyor. Aslında kalbinin istediği şeyler var, aklının gözlemlediği şeyler var, hepsini bir kenara itip keyfince yaşamak isteyen bir taraf var. Özelde muharririn, genelde herkesin kalbini dinleyip aklıyla düzeltmeleri yapıp, insanı hayatı boşvermeye yöneltebilecek olan o hissi mağlup etmesi gerekiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder