ANLAR ŞEKİLLENDİRİR İNSANI
İnsanların birbiri üzerinedeki etkisi hakkında düşündüm bugün. Kimi zaman bir bakışın insanın travması olabildiğini kimi zaman bir sözün onun yüreğinde kuşlar uçarabildiğini bilmek ürpertiyor beni. belki de ben çok anlam yüklüyorumdur ayrıntılara. Bir bakış, bir kelime, bir hareket… Ya da yapılmayanlar. Sorulan bazı sorular nasıl can acıtıyorsa bazı soruların da sorulmasını beklemiyor mu insan? Bazen iletişim kurmak için insanlardan çok fazla şey istiyormuşum gibi geliyor. Ama işetişim istemektir diyorlar. Hem istemek hem vermek. İstemek, kimi zaman hakkım olanı dahi istemek zor geldiği için hep veren olabiliyorum ve bu da yoruyor. Yorulunca da iletişim denilen karmaşa beni kendinden uzaklaştırıyor.
Beni en çok korkutan ise çok çabuk etkilenmem. Aslında kendimi gözden çıkardım. Korkum etkilenmem değilde etkilemem. Ya da belki kendim yaralanmışımdır, o acıyı bilirim ve o acıyı başkalarına yaşatmaktan, bunun sebebi olmaktan korkuyorumdur. Kulağa korkunç gelmiyor mu? Bir insanın ömür boyu taşıyacağı acının sebebi olmak…
Umutsuzluğu dibine kadar yaşadığım dönemlerden birindeyim. “Dünya çok kötü bir yer, yaşanılmaz burada. İletişim kurmak, insan içine çıkmak ölüm gibi.” Bütün gün evdeyim, ruh gibi dolanıyorum bir odadan diğer odaya. kendi kendime konuşuyorum. Bir yanım geçecek sabret diyor beni bağrına basıyor, diğer yanım sövüyor, sayıyor, bana tekmeyi basıyor. Affet Allah’ım diyorum. Ama engel olamıyorum. Engel olabilsem müsaade eder miyim diyorum. Bir anda acıyla karışık bir tebessüm oluşuyor yüzümde. Sen kimsin? Müsaade etmek senin haddine mi? O an dank ediyor kafama. Yunus’tan bir mısra düşüyor dilime: Hoştur bana senden gelen./Ya hilat-ü yahut kefen,/Ya taze gül, yahut diken./Kahrın da hoş lütfûn da hoş.
Yorumlar
Yorum Gönder