YAZ BOŞLUĞUNUN REHAVETİ VE EKMEK ALMAK

 

Şu anda yeni bir yazı yayınlamak istediğim saate yaklaşık olarak on beş saat var. Böyle söyleyince benim gözüme de çok uzun gelen bu zaman dilimi; içinden uyku, yemek ve aile saatlerini çıkardığımda ufacık kaldı. Kendi kendime verdiğim her hafta bir yazı yazma ve yayınlama sözü ancak perşembe aklıma geldi. Endişeyle temize çekmediğim bir öyküyü hatırladım. Yine de bir göz atayım diye defterime bakarken yakın geçmişte yazdığım başka bir öyküye denk geldim. Bir göz gezdirdikten sonra; tamam ben bunu temize çeker, yayınlarım dedim.

Rehavet, uyuşukluk, atılamayan ilk adım, kendime söz geçiremeyişim, irademin zayıflığı… Bir zamanlar irademin güçlü oluşuna, elimin sürekli telefona gitmeyişine sevinirken şimdi bir telefona, bir televizyona bakıyor oluşum insanın değişebileceğini hatırlatıyor bana. Değişebilirsin, bunu unutma diyorum sonra kendime. Gözlerimdeki korkuyu görüyorum. İçimde diri tutmaya çalıştığım özşefkatle bakıyorum gözlerime. Korkma diyorum. Adım atan, yalnız bırakılmaz.

Evet, adım atmak. Zorlu engellerin ilki. Ve o kadar önemli ki… Her zaman işe yarar mı bilmiyorum ama bugün ekmek almaya gitmek bile işe yaradı. İçime bir yürüme gücü geldi. Bu kadar mı işe yarar dedirtti ve hayret ettim mahcubiyetle. Bilmiyorum niyettir belki, belki hareket etmektir, yerinden kalkmaktır sebebi.

Bugün günlerden cumartesi. Değil perşembeden beri hafta başından beri açmadım doğru dürüst herhangi bir kitap. Almam gereken yola dair adım atmadım. Ah…

Boşluk… Belirsizliğin, meşguliyetsizliğin, ümitsizliğin boşluğu. İnsanı içine çeken bir boşluk. Belirsizlik geçene kadar beklemeliyim. Taşlar yerine otursun, işler rayına girsin. Zihnim rahatlasın biraz. Kendi kendime bir meşgale bulamam, birileri söylesin yapmam gerekenleri. Ayağa kalkmak için birilerinin “kalk” demesine ihtiyacım var. Ya da ümit ışığını görene kadar oturmalıyım yerimde. Bir kıvılcım gibi parıldadığında çıkarım yola. İşte o zaman görün aştığım dağları.

Kendimi kandırışım böyleydi işte. bunu ben de biliyordum. Kendime itiraf da edebiliyordum ama direniyordum da. Hiçbir zaman tam olarak netleşmeyecekti hiçbir şey. Belirsizliğin içinde yürümeyi öğrenmeliydim. Her zaman birileri söyleyemezdi bir şeyler yapmam gerektiğini ve birileri beni ayağa kaldıramazda her zaman. Yapmam gerekenleri belirlemeyi ve elimden tutup ayağa kaldırmayı öğrenmeliydim. Ve her zaman ümit ışığını göremezdi gözlerim. Ümit ışığını içimde yakmayı öğrenmeliydim.

hira

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rahat olmak, her şeyi bırakmak değilmiş.

Yeni Bir Yol/25 Ağustos 2024

EDEBİYATI HİSSETMEK