MÜCADELE

 

 

FİLİSTİN’İ HATIRLAMAK UNUTMAMAK

Zulme uğrayanlar tarafından zulme uğrayan bir milletin çığlıkları bugünde yükseliyor gökyüzüne doğru. Ve ben unutmamalıyım mazlumların varlığını. Yüreğimde onlara da bir yer ayırmalıyım. Bilmeyişim bir suç olarak tıkamamalı önümü. Aksine elimden tutmalı, bilmeye götürmeli beni. Utanıyorum da tabii. Bilmemenin sancısı kaplıyor bazen her yanımı. Boğuluyorum karanlık sularda. Ama öğrenmek adeta bir cankurtaran simidi gibi. Sadece ona tutunmak için birkaç kulaç atmalıyım. Kulaç atmak zor. Su yutmak, nefessiz kalmak… Bazen de tâkâti kesiliyor insanın. Belki de suya bırakmalı kendini öyle zamanlarda. yorgun kollarla alabileceği mesafe sınırlıyken dinlendiğinde, durulduğunda daha güzel yol alır. Öğrenmenin iyileştirici bir gücü var. Tek mesele başlayabilmekte.

Limon Ağacı, Filistin’de yaşananların tarihini kurgusal bir şekilde anlatan bir kitap. Kurgusal olmasından kastım olay örgüsünün var olması aslında. Yaşananlar gerçek olsa gerek çünkü yazar olayları karakterlerin ağzından aktarıyor. Kitaptaki kişilerle birebir görüşmüş ve yaşadıklarını anlatmalarını istemiş gibi.

Evlerinden çıkarılan insanlara, başkalarını evlerinden çıkararak buldukları evler… Ve evlerden birinde anıları olan iki aile: Hairiler ve Eşkenaziler. Hairiler Filistin’de yaşayan ve orada pek çok toprağa sahip olan bir aile. Eşkenaziler ise Bulgaristan’da yaşayan İspanya kökenli bir aile. Ana karakterlerimiz ise Beşir Hairi ile Dalia Eşkenazi. Kitapta bu iki ailenin ve Beşir ile Dalia’nın üzerinden Yahudilerin ve Müslümanların Filistin Topraklarına bakışını okuyoruz. Kitabın başında Beşir ve Dalia’yı görüyoruz. Ama sonrasında yazar onları orada bırakıyor ve bizi yirmi beş-otuz yıl öncesine götürüryor. İki yüz sayfa boyunca o otuz yılda yaşanan olayları okuyoruz. Biraz Bulgaristan’a gidiyoruz sonra Filistin’e. Yaşanan siyasi olaylar ardı ardına sıralanmış bir halde çıkıyor karşımıza ve bu da bence akıcılığı sarsıyor. Ancak olaylara hakim olmamam da bu akıcılığı engellemiş olabilir.

İki yüz sayfanın sonunda yazar, Beşir ve Dalia’yı bıraktığı yere geri dönüyor. Artık 1967 yılına dönüyoruz ve olaylar genel olarak kronolojik bir şekilde 2000’li yıllara doğru geliyor. Burada artık, Beşir ve Dalia’nın üzerinden ilerliyor olaylar. İkisi de kendi halkları için önemli insanlar birbirlerine zıt düşüncelere sahipler ancak Dalia kendini Beşir’in dolayısıyla Filistinlilerin yerine koymaya çalışıyor. Biz başkalarının ellerinden evlerini, vatanlarını mı aldık, diye sorgularken karşısına ülkesine duyduğu bağlılık çıkıyor. İyi ama biz ne yapacağız diyor. Bu gelgitlerin arasaında bir orta yol bulmaya çalışıyor.

Beşir’se işgali asla kabul etmiyor ve yaşadığı her şeye rağmen evine geri dönmekten asla umudunu kesmiyor. İşgalcileri sevmiyor ancak Dalia’nın onu yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları eve alması biraz da olsa Yahudilere karşı bakışını değiştiriyor. En azından herkesin kötü niyetli olmadığını görüyor.

Zulmün karşısında durmamız duasıyla….

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rahat olmak, her şeyi bırakmak değilmiş.

Yeni Bir Yol/25 Ağustos 2024

EDEBİYATI HİSSETMEK